Musonlar, Çocuklar ve Himalayalar: Nepal'deyim!

30/09/2018

 

Tolstoy’un dediği gibi “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir." Bu yazı, muhteşem bir hikâye için gereken ilk yöntemi konu alıyor.

 

Bir süredir Asya’ya yeniden gitmenin yolunu kollarken, görmek istediğim ülkeler listemle önümde uzanan tatiller listem Kurban Bayramı’nda Nepal’le örtüştü. Ağustos ayı, muson yağmurlarından dolayı Asya’ya seyahat etmek için uygun bir zaman değil. Ancak bu seyahatteki yol arkadaşlarımla dostluğumuz esasen birkaç yıl önce sonbaharda Karadeniz yaylalarında başlamıştı. Sonbaharda Karadeniz’e gidilmez diyenleri dinleyip cesaretimiz kırılsaydı ne tanışabilecektik ne de Karadeniz’in gördüğü en güzel sonbaharı görebilecektik. Bu yüzden musonlara da aldırmadık. Zira, seyahat etmek mevsim meselesi olmamalı…

 

Dünyanın en yüksek on dağından sekizi Nepal’de bulunuyor. Pilotumuz alçalmaya başladığını anons ettikten birkaç saniye içinde neredeyse yüksek dağların tepeleriyle aynı hizadaydık. Uçağın kanatlarının sığabileceği yegâne düzlüklerden biri olan Katmandu Vadisi’ne sonunda indiğimizde, hava serin, nemli ve tertemizdi.

 

Nepal haritada küçük görünse de mesafelerin uzun olduğu bir ülke. Biz de zaten esas motivasyonumuz trekking olduğu için, seyahatimizin yarısını Katmandu’da, yarısını ise Katmandu Vadisi’ni çevreleyen dağlarda geçirmeyi planlamıştık. Trekking için bir rehbere ihtiyacımız vardı çünkü hem “oryantiring”de iddiamız yoktu hem de bir milli parkın içerisinde yürüyeceğimizden geçiş iznimiz yoktu.

 

Trekking için nasıl rehber bulurum?

 

Herhangi bir ülkenin milli parklarında bir aktivite organize ediyorsanız (trekking, yüzme, safari vs.) mutlaka resmi onayları olan yerli bir rehber tutmanızı tavsiye ederim. Gidilen ülkeler gelişmekte olan ülkeler ise rehbersiz seyahat hem güvenli olmayabilir hem de yerli bir rehber size çok daha iyi/başka yerde bulamayacağınız bilgiler verebilir. Bunun için ben genellikle gittiğim ülkenin turizm bakanlığının sitesinde yer verilmiş acentalarla hummalı yazışmalar yapar, aklımdaki rotayı ve fiyatı başlatır, teklif almaya çalışırım. Sonunda hazıra konmayıp kendi hikayemi yaratmış olmanın, ayrıca seyahat ederek yerel kalkınmaya katkıda bulunmuş olmanın keyfi de cabası.

 

Katmandu

 

Katmandu kalabalık, tozlu ve gürültülü bir şehir. Aynı zamanda renkli, sokakları tütsü kokan ve insanları gülümseyen bir şehir. Hükümet önlem aldığı için, Hindistan’dakinin aksine sokaklarda inekler gezmiyor. Budha duasının hürmetine yer gök rengarenk bayraklarla kaplı. Dükkanlarında yarı değerli taşlar, kumaşlar, müzik aletleri ve ses terapisi için çanaklar satılıyor.

 

 

 

 

 

 

İkinci gün, Katmandu’nun simgelerinden Üçüncü Göz Tapınağı (Third Eye), Durbar meydanı, Kumari’nin evi, Swayambhunath ve Bishnumati Nehri’ni gördük. Tapınaklara çıkmak için yüzlerce basamak tırmandık, bir yanda ölüler yakılırken diğer yanda aynı nehirde oyun oynayan çocukları izledik, çok güzel “momo”lar yedik. Durbar’da hayatın akışını izledik, hiçbir dilde anlaşamadan insanlarla tanıştık. Durbar’daki pek çok tapınak ve “old town”daki yüzlerce yapı 2015’teki büyük depremde zarar görmüş. Depremden sonra yağmalamalar ve kaçakçılık da artmış. Nepal, hala depremin yaralarını sarmaya çalışıyor ve dünyanın pek çok ülkesinden ekonomik destek alıyor. UNESCO gözetiminde devam eden restorasyon çalışmalarına ve depremin etkilerine dair Durbar’da şahane bir müze yapmışlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Kısa" Trekking Rotamız: Chisapani, Nagarkot, Dhulkhel ve Baltali

 

Üçüncü gün, rehberimiz sabah 8'de bizi otelden aldı ve trekking rotamız başladı. Chisapani, Nagarkot, Dhulkhel ve Baltali'yi kapsayacağımız yürüyüş dört gün sürecekti. Yol boyunca bir destinasyondan diğerine yürüyerek gidecektik. Bu yüzden, çantalarımıza dört gün yetecek kadar kıyafet, çorap, temizlik malzemesi, yağmurluk, enerji barı ve kuruyemiş doldurduk. Çantalarımızın çok ağır olması da işimize gelmezdi, zira yürüyüş boyunca sırtımızda olacaklardı ve yol “kısa” rotalardan sayıldığı için taşıyıcı tutmamızı tavsiye etmemişti rehberimiz.

 

Nihayetinde 75 kilometreyi (!) yürüyerek tamamlayacağımızı henüz bilmediğimiz uzun ve öğretici yolculuğumuzun daha ilk tırmanışında hayatımızda hiçbir yerde görmediğimiz kadar kelebekler yanımızdan uçup geçiyor, okulları dağ başına kurulmuş Nepalli çocuklar önlükleriyle bize tur bindiriyor, sezon dışı olduğu için turist görünce şaşıran köylüler bizimle arkadaş olmaya çalışıyordu. Biz de nefes borumuz yanarak patlamak üzereyken, ibadet etmek için Hindistan'dan gelmiş, yükseklerdeki tapınaklara üstelik yalın ayak çıkıp inen inananlara hayretle bakıyorduk.

 

 

 

 

Diğer tüm günler olacağı gibi o gün de yemek molasına kadar 3-3.5 saat yürüyüp, yemekte 1 saat dinleniyorduk. Yolda gördüğümüz yönlendirme tabelalarının söylediğinin aksine, en az yürüdüğümüz gün 18 kilometre yürümüştük. Zorlu ama rüya gibi bir yolda, yemyeşil otları yararak ve bulutlarla aynı yönde Chisapani'ye doğru çıktık.

 

Rehberimiz ilk gün yağmur beklemediğini söylemişti ama boyumuzu aşan eğrelti otlarına yaşadığımız heyecanlı dakikaların tam ortasında yağmur başladı. Rehberimiz, heyecanımızı bastırmak zorunda kalıp bizi yağmur daha da şiddetlenmeden bir sığınak bulmaya yolladı. Buradan sonrası oluk oluk akan yağmur suyunda yürüyüş, her molada çorabımı çıkarıp suyunu sıkmam, kendini fark ettirmeden tüm kanımızı emen sülükler, çığlıklar ve yanıbaşımızdan geçen, Everest’e bile terlik ve şemsiyeyle tırmanabilecek Nepalliler... Ama sonuç, bileğimizin hakkıyla 2450 metre ve Chisapani!

 

 

 

Yağmurdan kaçıp sığındığımız yerde diğer yürüyüşçülerle ahbap olduk. Hepimiz aynı yöne gittiğimizden, bazen bir grup diğerinin önüne geçiyor, öteki grup bir süre görünmezse endişelenmeye başlıyorduk. Yolculuk boyunca en sevdiğim his, bu diğerini kollama ruhu oldu. Birbirimizi kollamaya ihtiyacımız olan, yoldaki en büyük tehlike ise, rehberimizin bizi uyarmak için rudimenter bulduğu sülüklerdi! Yılın bu döneminde yağmurla ortaya çıkan sülükler sinsice yapışıp oluk oluk kan emiyor ve kocaman oluyordu. Birinin üzerinde sülük gördüğümüzde çığlıklar ona koşuyor ve yardım ediyorduk. Sonradan öğrendik ki, herhangi bir ilacın fayda etmediği bu çarenin derdi sülüğün üzerine tuz dökmekmiş… Yorgunluktan, yoksunluktan ve soğuktan dolayı hayatımda içtiğim en güzel çorba gibi gelen, kaselerce noodle çorbasından ve yağmurda sırıl sıklam olan ayakkabılarımın nemini kurutmaya asla yetmeyen kısa ama uzun bir geceden sonra, sbaah 7’de Nagarkot’a doğru yola çıktık.

 

 

 

 

 

Nagarkot’tan sonrasında düz başlayan yol, bir yukarı bir aşağı uzadı. Yol boyunca şelalelerden, taraçalı dağ sırtlarından, mısır tarlalarından, köylerden geçtik. Yer yer yine yağmura yakalandık ama artık ne yapacağımızı öğrenmiştik. Bir damla bile üzerimize değmeden yağmurluklarımızı bileklerimize kadar örtüyor ve sığınakları hemen tespit ediyorduk. Bulutlar çoğu zaman izin vermediğinden Himalayaların zirvelerini göremedik. Ama zaten Himalayalarda yürüyor, köylülerle ve çocuklarla selamlaşıyorduk. Sadece bu bile, tüm kilometreleri anlamlı kılıyordu.

 

 

 

 

Yürümenin iyileştirici bir yanı var. Biz de Nepal’de yürüyerek iyileştik. Günde ortalama 7 saat, yalnızca bir sonraki adımımızı nereye atacağımızı düşünerek yürüdük. Kafamızı kaldırdığımız her anda manzara geniş ve görkemliydi; bizse küçücüktük. Bir gün, 27 kilometreyi tamamlayıp sonunda otele ulaştığımızda, biraz dinlenmek için uzanıp kalkacakken vücudum bana izin vermedi. Bedenim, beynimin komutlarını dinlemedi. Kendi uçlarımı keşfetmenin ve onları zorlamanın tatminiyle, bir zirveden diğerine günler bitirdim. Soluduğum havayla sarhoş oldum.

 

 

 

 

Ve Tekrar Katmandu

 

Nihayet yine Katmandu’ya döndüğümüzde ruh halimiz bambaşkaydı. Günlerdir sadece yeşil görmekten ve kaslarımızı çalıştırmaktan dolayı, bir nevi, toksinlerimizden arınmış gibiydik. Ayağımızın altında yer yüzünü hissediyorduk.

 

Geri kalan günlerimizi, Thamel'deki kafeleri, dükkanları keşfederek geçirdik. Burada ilk tur attığımızda her yanda "yürüyüşçüler için masaj" levhaları görmüştük. Gördüklerimizin maksadını şimdi anlıyorduk. Özellikle tırmanış için gelen dağcılar burada aylar geçirerek hazırlık yapıyorlardı. Dağcılar için özel alanlar, masajlar, Everest’e tırmananların adını kazıdığı barlar vardı. Ancak biz dinlenmek için çözümü yogada bulduk. Bir buçuk saatlik yoga dersinden sonra hocamızla sohbet ederken, kendisinin, programında sadece yürüyüş ve yoga olan bir inziva merkezi olduğunu öğrendik. Bilgilerini gelecekte kullanmak üzere saklıyorum.

 

Son günlerimizde, biz hali hazırda olabildiğince az yürüyüş yapmaya çalışırken musonlar bizi Katmandu'da da bulup işimizi kolaylaştırdı. Sabahları yağmurun sesiyle uyandırılıyor, öğlenleri çay ya da kahve eşliğinde yol kitaplarımızı bitiriyor, Katmandu'daki parklarda yürüyüş yapıyorduk. Cennette gibiydik. Yine bu günlerden birinde rehberimiz bizi ailesiyle yemeğe davet etti. Sevinçle kabul ettik! Tatlılarımızı alıp bir akşam gerçek bir Nepal deneyimi için dostlarımızın kapısını çaldık. Koyu bir sohbetin ve bizim Nepal'e, onların Türkiye'ye dair onlarca sorusunun ardından, binlerce teşekkür ve yeniden gelme sözüyle oradan ayrıldık. Nepal'de geçirdiğim son akşam, aynı zamanda hayatımın en güzel akşamlarından biriydi.

 

 

Not: Dönüş yolunda, bulutların üzerine çıktığımız ilk anda uçağın kanatları üzerinden Himalayalar ve Everest göründü. Çenemizi sonuna kadar düşüren bu muhteşem manzaraya bakarak yaklaşık 10 dakika kadar uçtuk. Böylelikle "bucket list"imde yer alan Everest'i görme maddesinin yanına koca bir tik atma hakkını kendimde saklı tutarım. :)

 

 

Please reload

Instagram

Facebook

Başka Bir Şeyler?

Noel Baba'nın İzinde: Laponya'dayım!

5/1/2019

Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir

20/10/2018

1/4
Please reload

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon