Fena Romantik

18/04/2017

Bir çanta dolusu anıyla yürüyorum. Tam bir haftadır bugünü bekliyorum.

 

Çünkü geçen hafta durup dururken konuyu yine ona getirdi. Ne güzel havadan sudan konuşuyor, geçici sorunlarımıza bulduğumuz geçici çözümlerden bahsediyorduk. Çat diye kesildim. Bekledi. Bu kaçıncı der gibi gözlerime baktı. Gözlerim doldu. Anlatmak istemediğimden değil, dedim. Aksine, anlatmayı çok isterim ama neresinden başlasam eksik kalacak. Bu sefer daha uzun bekledi. Mecburen bir ucundan başladım hikayeye, olabildiğince yüzeysel kelimeler seçerek, çokça duraksayarak. Sonra birden vazgeçti ve zaten pek ilerleyememiş hikayemi durdurdu. Şimdi düşündüm de, dedi, aslında anlatmayarak bir nevi kendine saklıyor olmayasın sen bunu? Tıkayarak biriktirmek gibi yani. Hani küvetin suyunu doldurmak için gideri tıkar, sonra içine girer uzanırız ya? Çat diye kesildim. Bu kaçıncı der gibi gözlerine baktım. Bunu nasıl dünyanın en tanıdık duygusuymuş gibi bir çırpıda, bu kadar güzel tarif edebiliyor böyle? Anlamıyorsun, dedim. Sen onu tanımıyorsun ve ben de yeterince iyi anlatamamaktan korkuyorum. Tanıştırsana o zaman, dedi. Hadi kapıyı açalım, içeri alalım onu. Ben de fena bir romantik sayılmam.

 

Muzipçe gülüp dudağımızın kenarındaki gülüşte asılı kaldık. Fena bir romantik olmadığını tahmin ediyordum. İki yabancı gibi birbirimizin hayatlarına sarkıyorduk. Yazdıklarımızı okuyorduk. Birbirimizi yazdıklarımızdan biliyorduk. O bana arada kendi hikayesini anlatıyordu. Kuyruklu yıldızlardan, işaretlerden, kendince ölümü nasıl yaşama döndürdüğünden bahsediyordu. Düşünmem için zaman veriyor, bu arada kalkıp bana çay koyuyordu. Fena bir romantik olmadığını, elbette tahmin ediyordum.

 

Bu yüzden evin beş farklı köşesinden anı yolup gittim ona. Bir çanta dolusu anıyla dolaştım onun yüzünden tüm gün. Oturduk. Hodri meydan deyip ortaya serdim ne var ne yok. Birbirimizi gözden kaçırmadan, dikkatle eğildik anıların üzerine. Zaman hiç olmamış gibi anlattım. Limonatadan, gelinliklerden, kısa gelen pijamalardan ve yanlışlıkla çekilmiş fotoğraflardan bahsettim. Anlattıkça iyice daldık, uzaklaştık odadan. Zamanın olduğunu hatırlatır gibi durup arada, nasıl gidiyor diye sordu. İyi gitmeyen şeyleri anlatmaya başladım bu sefer. Fedakarlığın fazlasını, söylenmeyen sözleri, özlemi… O da beklenen ve beklenmeyen kayıpları ekledi üzerine, geçip giden yılları… Pencereye akşam inerken bir an, anılardan kopup içinde bulunduğumuz anı düşündüm. Aynı odanın içinde, buraya gelene kadar, ikimizin de kat ettiği onca farklı mesafeyi.

 

Bugün akşam inerken, bana anılarımla dolu küvetin içine yavaşça girip uzanmayı öğretti. Bir kuyruklu yıldıza yıldız gibi değil de, bir tanıdığımmış gibi bakmayı. Akşamları kendime iyi davranmayı. Bir de kelebeklerin neden kırılgan olduklarını. Bilirsiniz... “Kelebek olmayı seçtiklerinden.”

 

İstanbul - Sri Lanka

 

Arkada çalıyordu:

 

Please reload

Instagram

Facebook

Başka Bir Şeyler?

Noel Baba'nın İzinde: Laponya'dayım!

5/1/2019

Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir

20/10/2018

1/4
Please reload

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon