Kendi Mevsimlerimiz*

07/01/2017

Herkesin kendi mevsimleri vardır. Çok iyi bilsek veya henüz farkında olmasak bile, bazı dönemler içimizde bir şeyler bizimle daha çok konuşmaya başlar. Bu dönemler, bir yılın içindeki mevsimlerin zamanlamasından farklı olabilir. Kimileri buna bir "his", kimileri "içimizdeki bir ses", kimileri de "sıkıntı" der. Benim his demeyi seçtiğim bu şey, kendi mevsimlerimiz doğrultusunda bizi bir şeyler yapmaya teşvik eder. Bazen dünyevi şeylerdir bunlar, bazen manevi. Bazen bir parça daha yalnızlığa sürükler. Bazen hiç aklımızda olmayan bir kitaba başlamamızı, bazen ne zamandır görmediğimiz bir arkadaşı görmemizi, bazen de sadece bir deniz kıyısına geri dönmemizi söyler. Bu sese kulak vererek yaptığımız şey her ne ise, bize kendimizi eve dönüyormuş gibi hissettirir. Günlük hayattaki can sıkıntılarımızın, yorgunluklarımızın, hasta oluşlarımızın çoğu da kendi mevsimimizin zamanını kaçırmaktan doğar. Onu duymamaktan ya da duymazlıktan gelmekten...

 

Kendi gözlemlerim sonunda, içimde bir şeylerin ağırlaştığı bazı dönemlerde ben, daha sessiz mekanları özlediğimi fark ettim. Kafamda biriken soruların üzerinden tek tek geçebileceğim kadar, içimdeki kutuları yerlerine oturtacak kadar sakin; cevapları net bir şekilde duyabileceğim kadar sessiz yerleri. Bu his geldiğinde kendi mevsimimin geldiğini anladım ve bazı "gidişlerimi" buna göre planladım. Aslında bu his geldiğinde ya da geleceği dönemi az çok hissettiğimde, "Ben gidiyorum" demek bugüne kadar kurulmuş en güzel cümle oldu.

 

İşte bu "Ben gidiyorum"ların birinde, kendi mevsimine uyarak kalkıp ta uzaklara gitmiş bir arkadaşımı ziyarete gitmek fikri düştü içime. Burası Finlandiya'nın kuzeyindeki Laponya'ydı. Sessiz ve sakindi; uzakta ve kuzeydeydi; tek başıma ve kalabalıktı. Sonbaharın sonuna doğru ya da çoktan kışın geldiği bir gün kar yağışını izlemek için; olduğum yerden karın ilk düştüğü yere kadar tüm katmanları görmek için; olduğum yerden, üzerine kar yağan tüm şehirleri hayal etmek için harika bir yerdi.

 

 

İlk gününü oralara kadar uzanan bağlarımdan kopmak, yavaşlamak, "geri dönüyormuş gibi hissettiren" her ne ise kapısını aralamakla geçirdiğim; sonra saatin sabahı, gökyüzünün geceyi gösterdiği zamanlarda koşarak trene yetiştiğim; otobüslerine, sokaklarına, insanlarına merakla baktığım, yabancı seslere kulak kabarttığım, insanların çocuklarını soğuktan korumak için giydirdiği şeylere gülümsediğim ve bir dışarıda üşüyüp bir içeride ısındığım Laponya gezim hakkında yazacağım çok şey var. Bugün İstanbul karlar altındayken kolları buna sıvadım. Ama anılarımı bir başka yazıya saklamak, blogda bir yazıyı da kendimizi yeniden tek parça hissettiğimiz bir yere gitme isteğimize kulak vermeye ayırmak istedim.

Ya da bütün eve dönmek isteyenlere...


*Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından esinlenerek yazılmıştır. Yazara minnetle...

Please reload

Instagram

Facebook

Başka Bir Şeyler?

Noel Baba'nın İzinde: Laponya'dayım!

5/1/2019

Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir

20/10/2018

1/4
Please reload

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon