Tek Başıma İlk Seyahat (1): Fransa'dayım! Reims, Strasburg, Marsilya

28/08/2011

"Bir gün bir gezgin olacaksam önce tek başıma gezebilmeyi öğrenmeliyim" felsefesiyle yollara düştüğüm tek başıma ilk seyahatimin yol şarkısı ve anılarıyla başlıyorum. İşte ilk post! 

 

Yol şarkısı:

 

19 Şubat 2011 Cumartesi günü çılgın rotamı izlemek üzere sabah 5'te uyandım ve bana taksi çağırması için anlaştığımız üzere komşum Mouna'nın kapısına dayandım. Ne iyi bi insan! Sarıldık, vedalaştık. Yalnız gittiğim için biraz endişeliydi. Ve de tek başıma başıma couchsurfing yapacağım için. Ama ben bu geziye bağımsızlığımı ilan etmeye çıkıyordum. Tek başıma başarmak ve sonunda kendimle gurur duymak için. Emektar çantamı sırtıma taktım, bir de sanki Naz burdaymışcasına,  onunla hep yaptığımız gibi beslenme çantamı da yanıma aldım :) Bu gezi çok güzel olacak! Biliyorum çünkü güzel başladı, taksici amca çok tatlıydı. Yarım yamalak Fransızcama aldırmadan birkaç cümle konuştuk. Ben giderken yağmur yağıyordu Normandie'de, her zamanki gibi. Umarım Marseille'de hava güzeldir dedi.

 

Trenimin kalkmasına henüz 20 dakika vardı, ben de soluğu köşedeki kitapçıda aldım. Elimdekileri bitirir bitirmez de bir Fransızca kitap çakmaya karar verdim o an. Seviyorum Fransız edebiyatını… Trenim gelmişti, 3 numaralı "voie"da bekliyordu. Aklıma Alain de Botton'ın Seyahat Sanatı kitabı geldi ekrana bakarken. Çok sevdiğim bir alıntı vardır: "Ekranlardan gelen bu sürekli çağrı bize zorlu hayatlarımızı ne kolay değiştirebileceğimizi gösterir. Tek yapmamız gereken o koridordan geçmek ve o uçağa binmektir. Uçak bizi bilmediğimiz bir yere götürecektir. Daha önce anılarımızda olmayan, insanların adımızı bile bilmediği bir yere. İşte siz hayattan bu denli sıkılmış ve yorulmuşken bir yerlerde bir uçağın kalktığını bilmek ne güzeldir. Baudlaire'in de dediği gibi 'Nereye olursa olsun! Nereye olursa olsun!’ İster Trieste, ister Zürih, ister Paris."

 

 

İlk durağım Reims'ti. Güzel bir şehir değil doğrusu. Ama ne önemi var? Ben başka bir ülkedeyim, çok uzaklarda, o da çok uzaklarda bir kent benim için.

 

Host'um Germain'in evini bulduğumda evde 3 kişilerdi ve buram buram alkol kokusu geliyordu. Germain bitmiş votka şişelerini toplayarak duruma açıklık getirdi :) Tanışıp biraz yolculuğuma ve şehirde görebileceğim yerlere dair lafladıktan sonra Germain bana eşlik edemeyeceğini söyledi. Fakat diğer surfer Andrej oradaydı!  Kendisi Nantes'de Erasmus öğrencisi bir Hırvat'tı ama Kanada Québec'te yaşıyordu. Andrej, hikayeleri bitmek bilmeyen biriydi. Geçen dönem Çin'de değişim öğrencisiymiş. Onu en çok, Tayland'da filin üstünde suya girerken filin hortumuyla onu ıslatması hikayesini anlatırken mi kıskandım, yoksa masterını Brezilya'da yapmaya kesin kararlı olduğunu söylerken mi kıskandım karar veremedim.

 

Şehri gezmeyi 2-3 saat içerisinde bitirdikten sonra Reims'de yapılabilecek en güzel şeyi yapmaya, şampanya kavlarını gezmeye gittik. Fransızca olduğu için Andrej büyük bi kısmını bana tercüme etmek zorunda kaldı :) Günün sonunda Alsace bölgesine özgü 3 ayrı şampanya da tattıktan sonra bizden mutlusu yoktu.

 

 

Andrej'in saat 8'de Paris'e treni vardı. Açıkçası tüm gün bana öyle yaratıcı fikirler verdi ki benim için bir cesaret timsali oldu :) O gittikten sonra sıkılacağımı bile düşündüm. Rouen'e geleceğini söyledi, ben de Nantes'a gideceğimi söyledim. Dünya küçük, belli mi olur, karşılaşırız yine. Paris'e ilk kez gideceği için çok heyecanlıydı. Paris'e ilk kez gidişimi hatırladım. Kesinlikle çok heyecanlıydı! :) Bir kere daha kıskandım onu. O gittikten sonra Germain'in bir arkadaşının evine partiye gidip bi güzel yemeklerle karnımızı doyurduk. Sonra da eve dönüp Germain'in binbir kılığa girip beni eğlendirmesine şahit olduk :) Bağımsızlığımı ilan ettiğim gezimin ilk günü bir sürü insanla tanışarak bitti.

 

İkinci durağım Strasbourg'tu. Soğuk Strasbourg'a ilk vardığımda unutamayacağım şeylerden biri, merdivenlerde gördüğüm kadının durup duruken bana gülümsemesi oldu. Kadın bana gülmüyordu, gülümsüyordu! Herhalde anladı sebebi ziyaretimi Strasbourg'a. Herhalde onun da kaçıp gidesi vardı benim gibi ama her şeyi geride bırakıp ama cesareti yoktu diye düşündüm. Belki ona cesaret verdiğimden gülümsedi bana. Ben de gülümsedim :) Kalksın gitsin diye… 

 

 

Beni evinde ağırlayan Couchsurfing host'larım, dünya tatlısı yeni evli çift Elise ve Matthieu'yla buluştuktan sonra brunch için onlara katılmamı istediler. O gün Pazar olduğu için arkadaşlarına brunch veriyorlardı. Kolombiya'dan, İrlanda'dan biiiir sürü arkadaşları vardı. Hep beraber crépe pişirdik. Kahve, meyve suyu, beyaz şarap, tarih, kültür, Fransızca, İspanyolca, İngilizce ve yer yer Türkçe havada uçtu :) Sonra Rouen'deki arkadaşım Finlandiyalı Essi'yle buluşup şehri gezmeye başladık. Aklımda tek birşey vardı halbuki: bisiklet kiralamak! Çünkü herkes bisikletliydi bu şehirde. Ama karlı havada çok zor olacağı için ilk fırsatta yapmak üzere erteledim bu fikri.

 

Güzel binaların, daracık sokakların arasından geçtim, soğuk havasını içime çektim Strasbourg'un. Bu şehir Fransız mıydı, Alman mıydı? Havası suyu, duruşu Almandı, ama balkonlardaki saksıları, sokaklar dolusu crépe tezgahlarıyla Fransızdı. Ben ve şehir çok mutluyduk bir bilseniz. Sokaklarda, karda bir bizdik. İşimiz yoktu, vaktimiz de çoktu. La Petite France'a bir yürüyüş yaptık gece. Essi sorunlarla dolu dünyasında boğulmuşken ben gördüğüm 2 kuğuyla kurabiyelerimi paylaştım. Mutluluğumla protesto ettim onu :)

İkinci güne ise adeta maratonda gibi sabahın köründe başladık. Beni güzel bir süpriz bekliyordu. Uyandığımda Strasbourg bembeyazdı, çok güzeldi! Önce, bu sene karı ilk görüşümmüş gibi geldi, Matthieu'ya söyledim. Dilek tut dedi (gerçekten) :) Ben de tuttum. Sonra aklıma geldi, Ankara'daki çılgın kar topu savaşını nasıl unutabildim? İlk karım değildi ama ben yine de tuttum dileğimi. Ya tutarsa... 

 

 

Bütün gün soğuktan ayaklarımızı hissetmeyene kadar dolaştık. Bot turu yaptık. Botun cam kaplı tavanından yağan karı izlerken şehrin ortasından geçtik gittik. Derken Alsace müzesi, katedral ve sonunda Alain de Botton'ın "Mutluluğun Mimarisi" kitabının Fransızcasını da alarak kendimi şımarttım. Essi Paris'e, ben Marseille'e ayrıldık sonra. Yolda ansızın annemi özledim...

 

Sabahın 6'sında karlı Strasbourg'dan çıkıp Marseille'de uyanmak nasıl bir duygu diye sorarsanız, benim için çok tanıdıktı, Ankara'dan Antalya'ya gelmek gibiydi! :) Hava ciddi derece ısınmış, insanlar da bir sempatik bi rahattı. Akdenizime kavuşmuştum, gözünü seveyim!

 

Yukarıdaki resimde görmüş olduğunuz bu minik ressam benim yeni Fransız arkadaşım. Zaten Fransızcam ancak bu yaş seviyesine hitap edebiliyor :) Güneşe hasret kalmış bir insana nasıl iyi geldin Marseille. Host'um Muriel'in yatağında kedileriyle birkaç saatlik uykudan sonra tembel ve huzurlu Marseille turu başladı. Bana Muriel'in ev arkadaşı Alexandre eşlik etti. O olmasa bu kadar güzel gezemezdim. Yani gezerdim belki ama, limanda içeceğim kahveyi, mozaikten duvarları, çamaşırların asılı olduğu o canım panjurlu evi, babama atacağım kartı bulamazdım herhalde.

 

 

 

Akşam esrarengiz olaylar zinciri yakamı bırakmadı, ben de onların yakasını bırakmadım :) Tesadüf bu ya Marseille'de Japon çay seremonisine gideceğim tutuverdi. Sonra da bir doğaçlama tiyatrosunda oyun izlemeye. Fakat elektrikler kesilince biz de devrimci Fransız gençlerinin gittiği bi bara organik bira ve şarap içmeye gittik :) Sonra da eve dönüp crépe yaptık. İlk crépe'imi pişirdim. Çok çirkin oldu :) Ben o akşam hayattan nasıl keyif aldığımı hatırladım…

 

Ertesi gün Muriel'in iddialarına göre Marseille'in en  güzel manzarasını görmeye gittik. Bir Akdenizli olarak çok ilginç gelmedi bana ama güneşli hergün olduğu gibi o gün de beni mutlu etti :) Yol boyunca Muriel'le Fransızca konuştuğum için de ayrıca gururluydum :)

İşte sevgili "declaration of independence" konulu gezim bu noktaya kadar planladığım gibi gitti. Fakat sonrasında yaptığım ufak bir planlama hatasından ötürü sevgili Muriel'in de yardımıyla o günden itibaren tüm tren biletlerimi birer gün kaydırmak durumunda kaldım. Yardımları karşılığında Muriel'e bir adet nazar boncuğu vermeyi de unutmadım :) Tüm aksiliklere rağmen Avignon yolları göründü bana, ne güzel anılarım olacağından habersiz…:)

Please reload

Instagram

Facebook

Başka Bir Şeyler?

Noel Baba'nın İzinde: Laponya'dayım!

5/1/2019

Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir

20/10/2018

1/4
Please reload

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon