Ce Que Je Suis / Olduğum Kişi

17/04/2011

Ellerime baktım. Hala geçen günkü partiden kalan boyalar var, çıkaramadım. Sonra avuçiçlerime baktım, parmaklarımı katlayıp ojesi bozulmuş tırnaklarıma bir de. Hiç gerçekten sevdikleri bir el tuttular mı acaba diye düşündüm. Aman, neyse… Sonra sağ elimle bilgisayarı açarken sol elime mp3 playerımı aldım, Pınar'ın yol boyunca beni mutluluğa boğacağından henüz habersiz olduğum şarkılarını atmak için. Bağlantıyı kurup çekmeceden croissantımı çıkardım. Avucumda tutup kokladım; tereyağlı, Fransız sokağı kokusu… Afiyetle yedim. Sonra kalan son şeyleri yerleştirmek için çantamı aldım. Çantanın eski derisi avucumu kaşındırdı; onu aldığım Antalya'daki gypsy bazaar gibi sonra da bayıla bayıla taktığım İstanbul gibi kaşındı. Sağ elimle sol elimi kaşıdım. ‘Bak, bu para gidecek demek’ diye düşündüm. Sonra çantamı kapattım. Büyük çantamın da düğümlerini sıktım. Kolum su şişesine çarptı. Yere düşen su şişesini avucuma aldım, avucum üşüdü. Bir yudum içtim. Hava da sıcaktı, ne güzel geldi. Her şey hazır gibiydi. 

 

Sonra kapı çaldı, Mouna geldi. Ona sarıldım. Saçı elime değdi. Ne severim ben onu. Daha sıkı sarıldım. Şapkamı görmemişti, koştum gösterdim. Başıma takıp tatilci pozu verdim. Güldü, biliyorum o da pek sever beni. Dünyada 'Seni seviyorum'dan daha anlamlı bir cümle varsa o da 'Beni seviyor’ olmalı diye düşündüm. Tam bir şey unuttum diyordum aklıma geldi, Alessandra'nın dün verdiği aşk taşı… Taşı verirken 'Bunu ancak birisi sana verebilir,’ demişti, 'Satın alamazsın. Ve eğer yanında taşırsan aşkı bulacaksın.’ Taşı avucuma alıp uzun uzun baktım. Bir insana başka ne versen bu taş kadar anlamlı olabilir ki? Alessandra bana aslında umut hediye etti diye düşündüm. Dünyanın bir ucunda bana umut hediye eden bir arkadaş edindim. Ne şanslıyım… Taşı cebime koydum, cebim sıcacık oldu. 

 

Balkonun kapısını açtım. Yemyeşil çimlere göz kırptım. Balkonun demirlerini tutan avuçlarım soğuğu hissetti. 'Üşür müyüm?’ diye düşündüm, ama sabahtan kalmıştı o soğuk, öğlene geçerdi. Dün geceki buluşmayı düşündüm. Bir önemi yoktu ama aslında çok önemi vardı. Çünkü dünya hem çok küçük hem çok büyüktü. Bana iyi yolculuklar diliyordu. Dünyanın bir ucunda beni henüz iki gündür tanıyan bir adam bana iyi yolculuklar diliyordu, gelince aramamı istiyordu. Çantamı sırtıma taktım, şapkamı başıma. Dolaptan, Gökçe'yle yolda yeriz diye aldığım çileği çıkarttım. Odam çilek koktu. Kapımı kilitledim, elime annemin anahtarlığı geldi. Gülümsedim, o da geliyor benimle İspanya'ya, Portekiz'e… Sol avucumla kapıyı ittim, dışarıya çıktım. Yanımdan bir kız geçti. Kızın kokusu… Olamaz, bu koku!.. Sonra elimi boynumdaki kolyeye götürdüm. Koku kayboldu ama Naz burada. Babamı aramak için elime telefonumu aldım, mesaj geldi, 'Varınca ara’ diyor. Güldüm. Her şey avucumdaymış meğer. 

 

Elimle saçlarımı düzelttim. Ben İspanya'ya gidiyorum! Sonra da Portekiz'e! Cebimden Paris biletimi çıkardım, bileti avucumda hissettim. Benim için tüm yollar Paris'ten başlar. Tüm yollar avucumda bugün benim. Dünya, avucumda.

 

 

 

Please reload

Instagram

Facebook

Başka Bir Şeyler?

Noel Baba'nın İzinde: Laponya'dayım!

5/1/2019

Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir

20/10/2018

1/4
Please reload

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon